NuRuN Blogcu.ComNuRuN Blogcu.ComNuRuN Blogcu.ComNuRuN Blogcu.ComNuRuN Blogcu.Com
Efendim - ..:Sürgün_Yüreğim:.. - Blogcu



..:Sürgün_Yüreğim:..

  • 20/10/2007 - HABİBULLAHI SEVMEK…ASHAB-I GÜZİN GİBİ….
  • Kategori: Efendim

     

    Habibullahı sevmek
    Hz.Amine gibi
    son nefesinde elinden şefkatle tutup
    seslenmişti ona
    ey dehşetli ölüm okundan
    ALLAH’IN yardım ve ihsanıyla
    yüz deve karşılığında kurtulan zatın oğlu
    ALLAH seni aziz ve devamlı kılsın
    eğer rüyada gördüklerim doğruysa
    sen celal ve ikram sahibi olan ALLAH tarafından
    adem oğullarına peygamber gönderileceksin
    sen ceddin İbrahim’in teslimiyet ve dinini tamamlamak için gönderileceksin
    ALLAH seni putlardan koruyacak ve alıkoyacaktır.
    her yaşayan ölür her yeni eskir
    evet bende öleceğim
    fakat ismim ebedi olarak yad edilecektir
    çünkü tertemiz bir evlat doğurmuş
    arkamda hayırlı bir yad edici bırakmış bulunuyorum
    ve huzurla kapanan anne gözleri
    ve acıyla ıslanan minik gözbebekleri
    seneler sonra
    bir sefer dönüşünde
    Ebva’dan geçerken
    aziz ve muhterem annesinin kabrini ziyaret ediyor ve ağlıyordu
    onun ağladığını görünce sahabede ağlamaya başladı
    ve gözyaşının sebebini söyledi
    annemim bana şefkat ve merhametini hatırladım

    Habibullahı sevmek;

    Necaşi gibi
    Habeşistan’a Hicret eden Mekkeli Müslümanları dinleyince;
    kendini tutamadı.Sizi ve yanından geldiğiniz Zatı tebrik ederim ki;
    O ALLAH’IN Resulüdür.Zaten biz O’nun vasıflarını kitabımız olan İncil de okumuştuk.O Peygamberi Meryem oğlu İsa da;insanlığa müjdelemişti.

    ALLAH’A yemin olsun ki;eğer O benim ülkemde bulunmuş olsaydı;ayakkabılarını taşır,ayaklarını yıkardım.

    Resulullahı sevmek,Varaka Bin Nevhel gibi,

    Duyunca Hira Nur dağındaki geceyi;ihtiyar bir haykırışa döndü kelimeler

    KUDDÜS…KUDDÜS

    Bu gördüğün melek;Yüce ALLAH’IN Musa peygambere gönderdiği;

    Ruhul kuddustür,namus-u ekberdir.

    Sen ise bu ümmetin peygamberisin.

    Ah ne olurdu,yeni dine halkı çağırdığın günlerde bende genç olsaydım,kavmim seni yurdundan çıkaracakları zaman sağ olsaydım…Eğer senin davet gününe yetişirsem,bütün gücümle sana yardım edicem;

    O yetişemedi davet gününe…

    AMA yetişenler vardı,çekirdekten filize,daldan meyveye doğru,yetişenler vardı…ASHAB VARDI….

    Habibullahı sevmek;Ashab-ı Güzin Gibi…

    Ama hangi birini örneklesin zaman;Ehlibeytimi,Aşere-i Mubeşşereyimi,Ensarımı,Muhacirimi…

    Ashab-ı Güzin’e örnek Ammar Bin Yasir olsun;

    Babası ve annesi İslam’ın ilk şehitleri…Ammar Bin Yasire İslam’a girdi diye,çöl güneşinin altında demirden bir gömlek giydiriliyor,o kavurucu sıcaktan ilikleri eriyor…

    Bir başka işkence;ateşle dağlanıyor Ammar;küfre zorlanıyor.Ve Ammar bu azaptan gözünü açınca Efendimizin yanında buluyor kendini;

    İşkencenin her türlüsünü tattık Ya Resulallah diyor,

    Önce Peygamber duası;Allah’ım Ammar ailesinden hiç kimseye cehennem azabını tattırma.

    Sonra Peygamber müjdesi;Ey Ammar sen bu işkencelerle ölmeyeceksin,uzun bir müddet yaşayacaksın,senin ölümün azgın bir topluluğun eliyle olacak.SEVMEK,….

    HABİBULLAHI SEVMEK…ASHAB-I GÜZİN GİBİ….

     

    Yorum ( yok ) :: Yorumlarınızla sevindirirsiniz :)! :: Bağlantı

  • 1/10/2007 - Üzme Yüreğini Üşürüm!
  • Kategori: Efendim

     
    Üzme yüreğini üşürüm;

    Sen ki kıyamazsın bana,

    Ben ki üzülen yüreğinde zindan hayatını yaşarım gecelerce.

    Her ne sebep olursa olsun üzme yüreğini yada üşütme beni.

    Sen kıyamazsın bana ;

    Üşüdüğümü duysan kendini ateşlere atarsın belki, yanıp yanıp beni ısıtmak için.

    Üzme yüreğini; eririm sensiz sokaklarını arşınladığım bu diyar-ı İstanbul da.

    Emniyeti sonsuz olana emanet edip, gözüme son bakışını nakışladığın bu diyarda eririm üzülürsen.

    Üzme yüreğini üşürüm, üşüdükçe dua ile ısınsam da, duama duanı katmadan sevindiremeyiz melekleri ruhum.

    Çünkü onlar aşığın duasını maşuğun kine harmanlamadan mutlu olamazlar ki.



    Sen bana “-Üzülme sen, ben dertlenirim.” dediğinde Efendim(s.a.v) gelir aklıma, sen ki ondan hal almaya talip güzel insan, eşinin derdiyle dertlenen Hatice’n olmak benim gaye-i hayalim bilmez misin ?

    Biz tek yürekmiyiz ki sen yanarken ben yanmayayım,

    senin yüreğin savrulurken ben üşümeyeyim?!

    Üzme yüreğini üşürüm canımın canı, sen bana kıyamazsın, kıyma ki üzülme,

    Sen ki kıymetlimsin, cennetim, ahiret yoldaşım dünya da şifa tiryakımsın benim,

    Ya üzme, yada beraber üzülme fırsatı ver bana, daha doğrusu ağlayıp ağlayıp sönelim beraber;

    Allah diye zikredilmez sadece bilirsin, “Allah “ diye ağlanır birde yâr dediğin cânanın ile;

    Üşümemi istemiyorsan “Allah” deyip ağlayalım seninle, O ki yalnız bırakmaz bizi;

    O ki üşütmez O’na müştâk bir olmuş yüreklerimizi,

    Üzülme emi mavi hayalim, üzülmek Allah ‘ın var ettiği bir “duygucuk” ama benim derdim tek başına üzülmen,

    Üzme “kendini”, üzüleceksek beraber yanalım, beraber üşüyüp duayla ısınalım,

    Teslim olalım, ” aşkı bize teslim edene”

    Üşümeyeyim ben, çift kanalı tek yüreğimizle takdiri sabır ile buyur edelim hanemize.

    Cennete merdiven inşa etmeye çabaladığımız yürek hanelerimize aşk ile sabır büyütelim .

    Üzme yüreğini üşürüm.
     
     
    Yorum ( 2 ) :: Yorumlarınızla sevindirirsiniz :)! :: Bağlantı

  • 18/9/2007 - Nurundandır Bütün Nurlar.....
  • Kategori: Efendim




    Sevgiliye

    Mihrabım!..

    Mihrabıma uğra sabâ yeli, huzuruna varıp edeble, selamımı ilet, heceler yarım yamalak, heyecanlar salkım saçak...

    And olsun kuşluk vaktine..., kuşluk vakti onun gönlündeki vahyin ışığıdır, ve ışıklar nurunun âşığıdır.

    Geceye and ederim ki..., onun saçlarını kıskanmaktan gecenin bağrı yanık; gece yarısı hasretle uyanıktır.

    Güneşe and olsun... ondan daha kutlu bir faniyi hiç izlemedi, ve yer ondan daha kıymetli bir hazineyi hiç gizlemedi.

    Ahmed!.. Gönüller gıdası, ruhlar şifası... Gözlerin feri, şerefin zaferi... Dudağının değdiği bir güle bin can feda Ahmed, eline değmiş bir ele cihanca cihan feda!


    Işığım!

    Göz kırpasıya Burakınla vardığın yere bin yılda varamazken berk uran melekler, nasıl aşkına dönmesin zeminler ve zamanlar, nasıl tutulmasın burçlar ve felekler. Sen var iken kıblem, gök ile yerin arasında hangi varlığa adansın ya emekler, ya hangi renk ile iltica etsin dallarına çiçekler? Cemalini gören âşık, görmeyen âşık iken nurum, gamzene rüyada olsun ermesin mi tennure kelebekler?

    Günaydınım!

    Tohum versen de bize mahsul olabilseydik, kanat olsan da bize katına varabilseydik. Şarkıların ürperdiği şebnem avuçlarında Medine rüzgarlarının ışıltılı kumlarınca yanabilseydik, sana kanabilseydik. Bir kez olsun aşkınla döktüğümüz gözyaşlarından abdest alabilse ve denizine bir kez olsun dalabilseydik, ya denizinde kalabilseydik. Himalayalar kadar kara yüzümüzü kara yerlere salabilseydik; bağından razıye ve marziye ilhamlar alabilseydik!

    Sevgilim!

    Kutlu gelişine yüz bin selam olsun, sen aydınlık içinde aydınlık, sen açıklık içinde açıklıktın. Seninle sevgiler sevgili olur, seninle muhâlimiz hâle dururdu. Mühürleri kaldırmada son idin sen, can kilitlerini açmada sonuncu, gülümsesen. Seni görenlerin güneş düşerdi gözünden, seni sevenlerin ışık yayılırdı yüzünden. Birer efsaneydi iki yanağın; hayal ile hatıra eleğim sağmalarıyla karanın ve ağın.

    Sultanım!

    Adına altınlar bastıran sultanlar şehirler alırdı, şimdi şehirleri düşüyor adınsız sultanların, adını gizli anıyor âşıkı nâlanların. Kulluk prangaları çözülünce ayağımızdan, âzâd oldu zülfünün zenciri solumuzdan ve sağımızdan. Ashabının kara kerpiçte gözsüz gördüğünü, biz cilalı aynalarda yitirdik de yaptık düğünü. Tedavisinde hayat bulmuş hekime düşman hasta gibiyiz, mürebbisine kin güden çocuklara yasta gibiyiz. İnsanlık güneşe nispet zulmete döndü, balıklar suya öfkelendi, kuzgun ete döndü; bahtımız hasrete döndü.

    Hasretim!

    Gümüş tenli Yusufu arayanlar gül teninde Yusuflar ülkesine girdiler; cennet peşinde koşanlar gül cemalinde cennetlere erdiler.

    Körün elinden tutana Haktan yüzlerce ecir vardır! buyurmuştun. Kıyam et, tut körlerinin elinden ve İsrafilleyin kıyametten evvel bir kıyamet kopar. Yıllar yılı kendi yatağını öpen nehirlerce ak ezeli özlemlerimizin yokuşlarına ve öğüt, yine öğüt, yine öğüt aşk tanelerimizi değirmenlerinin nakışlarına.


    Övüncüm!

    Ruhlarımızdan kuşluklar geçti, gün geçti... Akşam oldu, düğün geçti.. ve gece olmadan, Yesribin güneşi, kerem kıl, tüllenen hayallerimize bir huzme bıraksın himmetin, ve artık getirdiğin kutsal emanetin kaybolacağından korkmasın ümmetin!. Kalbimizi kaydırmadan, bize onu haşre dek bakî kılma ruhsatı ver, ve yalın unutuşların poyrazında bırakıp bizi bir başımıza, belleklerimizin tereddüt dolu zembereklerinde kıvrandırma, yeter. Gel, son kez ilk baharımız ol!. Bu mevsim güller incitilmesin, gamküsarımız ol!..

    Ömrüm!

    Tâhâ ve Yâsîn aşkına...

    Öncesinde senin aşkın yoksa neye yarar ölüm!.



    İSKENDER PALA
    Yorum ( yok ) :: Yorumlarınızla sevindirirsiniz :)! :: Bağlantı

  • 10/5/2007 - [ Güller sensiz ağlar ]
  • Kategori: Efendim

     

    Seni hayal etmek bile bu kadar mutlu eder mi insanı?

    Ya ruh inceliğimizin şahitleri olan, meleklerin kulaklarındaki küpelerden daha değerli olan o gözyaşlarımızı

    Senin için sarfetmek...

    Ağyara dökülürken o inci tanelerinin
    ızdırap vermesi, ama asıl hakiki sahibine atfedince sonsuz güzelliklere gark
    olması...

           

    Her şey Senin varlığınla alâkadar olunca ehemmiyet kazanıyor.

    Bütün
    varlık Sana hasret Efendim,

    Senin getirdiğin o nurlu çağı özlüyor.

    Öyle ki,

    dünyanın ikindi vakti en saadetli asırdı.

    Çünkü kainat yaratılış sebebini
    tanımıştı.

    Bütün varlık Sana aşık olmuş, esfel-i safilinden âlâ-yı illiyyine çıkmıştı.
       
    Ay Senin aşkından dolayı ikiye bölünmüştü.

    Yılan, Hazreti Ebu Bekiri
    ısırmak zorunda kalmıştı,

    sırf Seni görebilmek için...
    Bir ağaç kütüğü inim inim inleyerek ağlıyordu ve hasretle kopan bir taş,

    Sana bir kez olsun dokunabilmek için o mübarek dişine çarpmıştı.
    Şimdi biz de Seni özlüyoruz ya RasûlALLAH!
    Olur ya, bir gün gelirsin diye boş bir seccadeye gül koyuyoruz;

    öyle ki,o gül bile Seni orada beklerken sararıp soluyor.

    Biz bir gül kadar bile olamadık ya
    RasûlALLAH!
       
    Bunca günahımıza rağmen yine de, rüyada bile olsa teşrif eder misin?Günahlarla kirlenen kalbimizi temizler misin ya RasûlALLAH?
    Bizler burada Sana müştak seyircileriz.

    Hepimiz ayrı ayrı fıtratlarda
    yaratıldık.

    Büyük kova-küçük kova misali,

    Senin aşkını istidadımıza göre
    dolduruyoruz.
       
    Hakiki erenler,

    büyük kovalara sevgi kaselerini daldırırlarken, yolda kalmışlar
    veya Senin sevgini tam derk edememişler küçük kovalara daldırıyorlar.
    Bizler bu dünyada olmasa da,

    Cennette Senin o mübarek gül cemalini göreceğimizin ümidi içerisindeyiz.

    Belki de Sen "Bu güzelliğe sizin kalbiniz dayanmaz, olduğunuz yerde düşüp kalırsınız" düşüncesiye, yüzünü nazlı bir gelin edasıyla saklıyorsun.

    Ne kadar da düşüncelisin!

    Bizler de,

    bunları düşünürken sadece Hak rızasına ve sana kilitleniyoruz.
    Yaptığımız salih amellerde,

    bizim Seni zahiri olarak göremediğimizi ama Senin her an bizi gördüğünü hissederek on sekiz bin aleme Seni sevdiğimizi haykırıyoruz.
        
    Bu haykırışın içinde dönüp bir anlık kendimize baktığımız zaman Hazreti Sevban (radiyALLAHu anh) gibi korkuyoruz.

    Cennete gitsek bile aşağı mertebelerde
    takılıp kalacağız diye, ama hemen ardından Senin ruhlara hayat üfleyen elmas,
    yakut, pırlanta sözlerin çınlıyor kulaklarımızda:
    "Kişi sevdiğiyle beraberdir"
        
    Bizler istidadımız nisbetinde Seni çok seviyoruz ve inanıyoruz ki,

    Sen de
    bizleri çok seviyorsun.

    Sevmesen gözyaşlarına boğulur muydun?
    Günahlarımız dağlar cesametinde ama Senin o engin sevgi denizinde,

    bizim günahlarımız sadece bir damla hükmünde kalır.
    Şimdi ya RasûlALLAH,

    ölü ruhlarımızı diriltip yine sevgi şerbetiyle imdadımıza koşar mısın?

    Kanayan manevi yaralarımıza merhem sürer misin?

    Ve bir gün, rüyada bile olsa,

    O nazlı yüzünü gösterir misin?
       
    Binlerce Salat, binlerce selam, ağaçların yaprakları adedince, denizlerin
    köpükleri adedince ve yağmur katrelerinin miktarınca

    Senin üzerine olsun
    Ey ALLAH(c.c.)'ın Sevgilisi...



    Yorum ( yok ) :: Yorumlarınızla sevindirirsiniz :)! :: Bağlantı

  • 20/4/2007 - Ey Nebi!
  • Kategori: Efendim

     

    Ey Nebi !

    Sen gitmiştin.


    . . .

    Ardından, Ebubekir gitti. Aşk sadakatını yitirdi. Ebubekirler gitti.

    Sonra, adaleti sessizce gömüp toprağa Ömer gitti.

    Ardından haya gitti , edep gitti. Zarafet gidince güzellik kıymetini yitirdi. Osman gitti.

    Edebin olmadığı yerde ilme yer yoktu. Ali gitti. Aliler gitti. Kan gölünde boğuldu Kerbela...

    Ardından, atına binen gitti. İzini sürmek için yola çıkanlardan sağ salim varanlar; şimdi senin yanında ...

    . . .

    Ey Nebi!

    Büyük laflar ettik Senden sonra.. Sonu Sana varmayan sözler söyledik. Sen, her şeyi söyleyip gitmişken bize, biz söylenmemişi aradık. En yakınımız bile itibar etmedi bunlara... Sen i çıkararak söylenen her söz, yanlış bir makamdaydı çünkü...

    Önce "dünya" dedik. Olmadı. Sonra "coğrafya" dedik. Olmadı. "Şehir" dedik, "mahalle" dedik, "ev" dedik. Olmadı. Bari "kendimizdedik. Dedik lakin büyük savaşı kaybetmiştik ki küçüklerine mecal mi kalsın!

    . . .
    Ey Nebi!

    Senin yokluğunda ; acı ve çileyi koydular mataramıza... Ki biz her susayışımızda onu yudumluyorduk.

    Senden sonra ;ne senin aşkına anasını babasını feda edecek evlatlar kaldı, ne de yoluna feda edilecek ana, baba...

    Sözünü, senin sesinden daha fazla yükselterek söyleyenler vardı aramızda. İtibar ettik onlara. Ses çıkarmadık. Ne alnındaki secde izlerinden tanınan müslüman kaldı, ne de onu tanıyacak basirette mümin.

    Besmele çekip, söze Ebuzerle başlayanların düşlerini, ucu göğe varan gökdelenler süslüyor şimdi.

    . . .

    Bizim çağımızda ey Nebi, münafığın itibarı müminden fazlaydı. Onları tac edip koyduk başımıza ve kaldık mı bir başımıza !...

    Sen bize nemli gözlerle yaşamayı öğretmişken, gözlerimiz dünyalık sevinçlerin telaşındaydı oysa...

    Oryantalistler artık hikayemizi biliyordu. Tüm güvercin yumurtalarını kırıp elektrik verdiler damarlarımıza...

    Fellek fellek aradığımız düşmanlar ; birimizin gözünden çıktı, birimizin elinden, birimizin dilinden.. Bir diğerimizin ise tam içinden...



    "Ey sevgili, en sevgili " dedik. "Yokluğunda " dedik. "Sen gidince efendim.." dedik.. Firakın uzadıkça, vuslata dair yazılar çoğaldı çoğaldıkça... Tanrılarını helva yapıp yiyenlerin ununu şekerini biz ürettik. Yetmedi. Sen Bedirde kuyularını kuruturken, biz sularımızı verdik.

    Düşmanlarin eliyle besleniyor şimdi müslüman coğrafya....


    Ey Nebi!

    Ümmetin başka başka yollara sapti Senden sonra... Izm lerle avutuldu ümmetin. Erkeklerimiz hümanist oldu, kadinlarimiz iyi bir feminist...

    Bini bir paradan bin parçaya bölündü coğrafyan...

    Senden sonra ; Afganistan vuruldu. Keşmir kavruldu. Çeçenistan unutuldu. Bosna duruldu. Bagdat satildi... Mescidinin alti oyuldu. Haya, örtüsünden soyundu. Dinin, gözlerimizin içine baka baka soyuldu. Toprak, iyilerimizi almaya koyuldu. Müslüman mahallesine salyangoz pazari kuruldu. Ümmet, yoklugunda yoruldu, yoruldu....

    Anlam, renk, tat, koku, büyü, ahenk, fıtrat, aşk , muhabbet, zaman ve düzen... Ne varsa bozuldu. Hangi birini saysak ey Nebi ! Yüzümüz yok ki şikayete... Söylenmeye hakkımız yok !..

    1400 yıldır ilk söylendiği gibi gelen - öyle saf, öyle duru gelen - bir tek "söz" vardı, "sözlerin" vardı. Onu da biz bozduk.

    "Binlerce kere tövbe" dedik, yeminler ettik. Zaman geçti. Tövbeyi de yeminlerimizi de bozduk.

    Bildiğimiz, iman ettiğimiz "Bir"di. İki oldu. On oldu. Yüz oldu. Bin oldu...

    . . .

    Ey Nebi !

    Senin ardından, ritmini kaybetmiştik hayatın ve tüm tellerimiz bozuk çalıyordu.

    Ebreheler şehirlerimize demir fillerle saldırırken, artık ellerinde kurşunlarla şehri koruyacak ebabillerin yoktu. Zaman devrini tamamliyordu ve bizim Kitapa ayiracak vaktimiz dahi yoktu.

    Kuş tüyü yataklara gömerken kafamızı, sadece komşumuza değil, komşuyu bize mirasçı kılan sana da kapalıydık aslında...
    . . .


    Ey Nebi !

    Taif yolları hala dikenli. Hala taşlı... Taifte seni taşlayanların çağdaşları, bugün camdan evlerimizde bizleri taşlıyor.

    Araftakilerin sayısı gün be gün artıyordu; yeryüzü coğrafyasına düşen her bir bombadan sonra...

    "Tebliğ" ; sadece "belağat" olarak karşılık buldu sözlüklerimizde. "Her kuyunun dibinde bir Yusuf yatar" gerçeği yanı başımızda duruyorken, gerisin geri gittik yanlarına Yusufların...

    Kaburga kemiklerimiz kırılmıştı düştüğümüz yerden doğrulduğumuzda... Yüzyıllar boyu köle gibi boynu bükük gezdirildik meydanlarda...

    Hançerelerimizden aşagi inebilseydi Kur'an, bu kadar yamuğun arasında bir doğru çizebilecektik elbet!

    . . .

    Bağrı taşlaşanın bağrına taş basmasına ne gerekti! Karnımız hiç aç kalmadı ve soframızdan hiç aç kalkmadık ki Sen'den sonra...

    O kadar geri kaldık ve beceriksizdik ki ashabını filmlerde dahi canlandıranlar yine "Sana inanmayanlar"oldu.

    İçimizden Salebenin yolunda, Salebe gibi binlercesi helak oldu. Ardından, "Muhammed ölmedi!" diye haykıran Ömerlerin yankısı kayboldu.

    . . .

    Sen yanımızda olmayınca ey nebi!

    Medine sokaklarında bize "Hoş geldin!" diyen olmadı. "Talealbedru" lar hoş bir seda olarak kaldı kulaklarımızda.. Sen yanımızda olmayınca bize acıyan da olmadı.

    . . .


    Ey Nebi!

    Beraber Uhuta çıkacaktık oysa... Geri dönmek üzere şehre şöyle bir bakacaktık.

    Birlikte dünyayı dolaşacaktık. Yanımızda Sen ve elimizde Kitap, bütün putları asamızla bir hamlede devirip sancağımızı dalgalandıracaktık. Sonra Sen, davetini okuyacaktın insanlara. Kurtuluşa ve esenliğe çağıracaktın. Krallara ve sultanlara ulaşmak üzere mektuplar yazıp postalayacaktık. Ardından biz varacaktık yanlarına... Hakk'ın silahı yanımızda, eğilip bükülmeden dimdik duracaktık karşılarında. "Ya ol, ya öl !" diyecektik.

    Dizimiz, dizinin dibinde günlerce mağarada saklanacaktık. Sen gizli tılsımlar fısıldayacaktın kulaklarımıza. Biz, Sen'i kollayan güvencin olacaktık. İncecik ağlarımızı örüp kapına, seni koruyan örümcek olacaktık.

    Safayla Merve arasında gidip gelirken binlerce kere, içimizdeki ve dışımızdaki şeytanları taşlayacaktık. Yol verecektik ümmete. Yol olacaktık.

    İçimizden Ali olanlar, yatağındaki sıcaklığı hissedenlerden olacaktı.

    Senin biricik Haticen olacaktık. Biricik Ayşen... Hepimiz evladın Fatıma olacaktık. Hasan Hüseyin olup Sen'in omuzlarından temaşa edecektik alemleri..

    Birimiz Ömer olup; Sana inanmayanın, hükmüne razı olmaylarnın boynunu vuracaktı. Bir diğerimiz Kaab bin Züheyr olacak ve küfre saplanan ok mesabesinde hikmet dolu mısralar okuyacaktı.

    Daha seni evimizde ağırlayacaktık. Utana sıkıla bir kuru ekmekle bir parça tuz koyacaktık sofrana. Ve sen yüzünde tebessüm, müjdeler yağdıracaktın yuvamıza...

    Erkam'ın penceresinden gün ışıdığında ve güneş secdeye kapanırcasına yüzüne vurduğunda; tekbir sesleriyle inleyen yine Mekke olacaktı.

    Birimiz "kırk" ve kırkımız bir olduğunda , kırk halka bir zincire vurulduğunda ; zaman ve mekan yeni baştan yaratılacak ve tarih yeniden yoruma muhtaç olacaktı.


    Ey Nebi!


    Sırtındaki hırka, belindeki kılıç, elindeki asa, baş koyduğun hasır parçası olacaktık. Alemlerin efendisini taşıyor olmanın tarif edilemez kıvancıyla, Kusva olup diyar diyar taşıyacaktık seni. Bizi terkeder olduğunda, kütükleşmiş gözlerimizden yaşlar dolup taşacaktı. Ve Sen bizi şefkatli ellerinle okşayacak, canım kurban ellerinle okşayacaktın...

    Sen bizi korkutacak, bizi ümitlendirecek, Sen bize kızacak, acıyacak, bize merhamet edip müjdeler verecek, bizi haberdar edecektin.

    Yüzünde küçük bir tebessüm yakalayıp bir ömür mutlu olmak için peşin sıra koşacaktık ardından. Sen neredeysen biz orada olacaktık.

    Sen nereliysen biz oralı olacaktık.

    . . .

    Sen... Alemlerin biricik efendisi!

    Sen... İki cihan serveri...

    Sen... "Falanca kabileden kurutulmuş et yiyen bir kadinin oglu..."

    Biz, seni kor bir ateş gibi ellerinde tutan ve etrafinda dönüp duran pervaneler!

    Biz, sevgine aç / rahmetine muhtaç bilmem kaçıncı yüzyılın inanmışları!

    Bizler senin biricik ümmetin...

    Biz... Filanca kabileden taze et yiyen kadınların evlatları...
    .....
    Bizi terk edişinin üzerinden yüzyıllar geçti ey Nebi!

    Çağlar açılıp çağlar kapandı. Milyarlarca insan gelip geçti bu topraklardan .. Lakin ne senin çağın gibi bir çağı, ne de mübarek yüzünde beliren o sıcaklığı bu dünya görmedi. Bir daha da görmeyecek.



    Şefaat et Ey Nebi!

    Şefaat et Ey Resul!

     

                

    Yorum ( 1 ) :: Yorumlarınızla sevindirirsiniz :)! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Neredesin? ? ..Özgürlüğüme..Kanat Çırpan Beyaz Güvercinim.. Çöl Kuraklığı Sarmış Yüreğimi...Yanarım..Kavrulur Bedenim... Hüzünlü Bakışlarımdan Nemlenir.. GözYaşım..Islanır Kirpiklerim.. Umutsuzluğun Gölgesinde Umutlarım... Hüzünlerle Beslenir Yüreğim...EFENDİM..... Neredesin? ? ..Ey! ! Sevdamın..Özgürlüğümün Timsali Güvercinim... Şu Acı Soluğuma Bir BengiSu Verde..Öyle Git..Gideceksen.. Bak İşte! ! ..Yıkıldı Kibirli Sütunları Yüreğimin... Bekliyorum...Dilimde ÖZGÜRLÜĞÜN Türküsü.. Yüreğimdey
    Ya Resulallah Ey Güllerin Gönüllerin Efendisi Seni Çok Seviyoruz

    Ya Resulallah Ey Güllerin Gönüllerin Efendisi Bu Güller Sana Kabul Buyur

    Son Yazılarım

    Son Yazılarım

    Yağmurlarda Yüreğim.........
    Ya Rabbim:(
    İnanarak Dua...
    Başlıksız
    Fark etmeli İnsan...ömür dediğin üç gündür...
    Cumamız Nurlu Ve Mübarek Olsun İnşaallah....
    La Tahzen....
    Mülteciyim..Aç ellerini Yâr...
    Hayırlı Cumalar Dualarda Unutmayalım Şehitlerimizi, Yakınlarını
    Bekle Beni Ey Sevgili...!!!

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • e-posta
  • Birdamla

    Kategoriler


    Dostlarım

    Gönül_Dostlarım

    fatima
    vuslatsevdasi
    ahsennur
    laberri
    ensarlar
    uzlet
    fuadyusufoglu
    birlahza
    Buğra Yılmaz ) ( ÇoCuK )
    affeyleallahim
    hazanmevsimleri
    allame
    1incitanem
    huzundamlalari
    uzakdost
    gonuldendamlalar
    sevgialemi
    ahsude
    ahsenyar
    nfkk
    agustosyagmuru50
    dolunayayazi
    nurrisalelerim
    solmaz1
    mtopuz
    yurekhaini

    Reklam

    Designed By Sahin & Gozyasi
    NuRuN Blogcu.Com

    BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

    BÖYLE BİR DOSTUNUZ OLDU MU?

    >* Daima düşünceliydi.
    >* Susması konuşmasından uzun sürerdi.
    >* Luzumsuz yere konuşmazdı.

    >* Konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı.
    >* Dünya işleri için kızmazdı.
    >* Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç >almazdı.
    >Kötü söz söylemezdi.
    >* Affediciliği tabii idi, intikam almazdı.

    >* Düşmanlarını >affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de >verirdi.
    >* Kimseyle çekişmezdi.
    >* Çok konuşmazdı.
    > >* Boş şeylerle uğraşmazdı.
    > >* Umanı umutsuzluğa düşürmezdi.
    > >* Hoşlanmadığı bir şey >hakkında susardı.
    > >* Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından >kınar ve ayıplardı.
    > >* Kimsenin kusurunu araştırmazdı.
    > >* Kimseye hakkında hayırlı >olmayan sözü söylemezdi. >
    >* Yanında en son konuşanı ilk >önce konuşan gibi dikkatle >dinlerdi. >
    >* Gerçeğe aykırı >övgüyü kabul etmezdi. >
    >* Her zaman ağırbaşlıydı. >
    >* Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı. >
    >*Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve >berraktı. >

    >* >Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü. >
    >* Yürürken ayaklarını >yerden canlıca kaldırır, iki >yanına salınmazdı. >
    >* Adımlarını >geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne >doğru eğilirdi. >

    >* >Vakar ve sükunetle rahatça >yürürdü. >
    >* Kapısına yardım için gelen kimseyi geri >çevirmezdi. >
    >* Dostlarına şöyle derdi: " Dünya da >garip bir kimse, yahut bir yolcu gibi ol " >
    >* Her >zaman hüzünlü ve mütebessim bir haletle >dururdu. >

    >* Adet üzere sarfedilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı. >
    >*Sıkıntılı >hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı. >
    >* Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt >edilmezdi. >
    >* Sade kıyafetler giyer, gösterişten >hoşlanmazdı. >
    >* Konuşurken yüzünü başka tarafa >çevirmezdi. >
    >* Bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı. >
    >* Sabahları evinden çıkarken şöyle >derdi: " İlahi, doğru yoldan sapmaktan >ve >
    >Saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve >
    >Haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana >sığınırım >" >
    >*Sıradan değildi. Ama sıradan >insanlar gibi yaşardı.. > >

    > >*** O, HZ. PEYGAMBERDİ.

    Böyle Bir Dosta Anam Babam Feda Olsun

    NuRuN Blogcu.Com
    Dualarınızı bekliyorum

  • Sayfa: 1 - Toplam: 3
    | Sonraki Sayfa
    Blogcu ile yapıldı

    NuRuN Blogcu.ComNuRuN Blogcu.ComNuRuN Blogcu.ComNuRuN Blogcu.ComNuRuN Blogcu.Com
    nurun.blogcu.com